Eski de kaldı o güzelim ramazanlar ve bayramlar!

29 Nisan 2020 Çarşamba, 22:36

Göz aydın hepimize,
Mübarek günler bize,
Onbir ayın sultanı,
Hoşgeldin evimize!

Müsaadenizle çocukluk yıllarımıza kısa bir yolculuk yapalım sevgili dostlar. Eski Ramazanlar ile ilgili her birimizin güzel, unutamadığı anıları vardır.

Çocukluk yıllarımda çok şeyler öğrendiğim baba annemin bana ders olmuş bazı hayat tecrübelerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ramazan gelirken babaannem (Sultan Hanım) akşam ezanına yakın köyün kenarına çıkar, sanki bir misafiri karşılar gibi Ramazan ayını karşılar ve sevinçle eve gelir ve “Onbir aylık yoldan geldin, Mü’minlere rahmet oldun, Hoş geldin safa geldin Ya Şehr-i Ramazan!” der ve namaza dururdu.

Bizler küçük olduğumuzdan “tekne orucu” tutar, köyümüze tutulan hocanın arkasında teravih namazı kılıp sevinçle evimize dönerdik.

Baba annem ner’de ise misafirsiz yemek yemezdi. İkram etmeyi çok isterdi. Yukarı köylere insanlar, o zamanları araba olmadığı için, yaya giderlerdi. Babaannem yoldan onları çevirir karınlarını doyurur öyle yollarına bırakırdı. Boyabat’ın Çukurhan köyünden geçipte bizim evin sofrasına uğramayan çok az insan vardır. Babaannemi tanıyanların onun hakkındaki ilk sözü, bizim oranın tabiriyle, “kursağımda ekmeği vardır” derler.

Rahmetli dedem Rus istilasında daha 10 yaşlarında Trabzon Araklı’dan Sinop limanına bırakılan ve oradan da birileri vasıtasıyla bizim köyümüze getirilen ve babaannemin babası tarafından içgüveyilikle köyümüze yerleşen muhacir Osman’dır. Dedem çok çalışkan ve becerikli biri olduğu için köyümüzden ilk defa şehre ev yapıp bakkal dükkanı açan ve dükkanına gelen hiçbir fakiri eli boş çevirmeyen hayrı çok seven bir insanmış.

Ben, dedemin apandisit patlaması sonucu (1960) vefat ettiğinde annemin karnında imişim. Onun için babaannem benim ismimi dedemin ve babaannemin babasının ismini koymuşlar. Babaannem beni bundan ötürü çok severdi. Mekânları cennet olsun. Babaannemle ilgili bir anımı daha sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ellerimin üstü komple siville dolu idi (Babaannem çok dua bilir okur ve her okuduğu Allah’ın izniyle şifa bulurdu). Bir akşam ay hilal şeklinde iken benim elimden tuttu evin biraz ilerisinde bir çimenliğe getirdi. Gizliden bazı dualar okuyup, bana, “Ne bırakıyorsun?” “Osman’ın siğillerini bırakıyorum.”, “Sen böyle mi bırakırsın?”, “Ben böyle bırakırım.”, “Bırak gitsin!”, “Bıraktım gitti.” diyerek or’dan aldığı otları ellerimin üzerine sürdü ve bana, “arkana bakmadan git ve bu otları ocaklığın kenarındaki çıkıntıya bırak!” dedi. Otlar orada kurudu; siğiller de elimde kurudu elhamdülillah. Şifa Allah’tan; kullar vesile.

Aynı babaannemin bu olayını 2015’te benim görev yaptığım Şeyh Raşit Camii’nde Çapa Tıp Fakültesi’nde Prof. Dr. Cihan Aksoy hocam bizzat kendi başından geçen bir olay olarak cemaatimize anlattı.

Şöyle oldu:

Şeyh Raşit Camii’nde her ay bir müftü, yazar, akademisyen, ilahiyatçıya sohbet ettirme geleneğimiz vardı. Çapa Tıp Fakültesi hocalarımızın çoğu cum’a namazını benim camide eda ediyorlar. Tabi Cihan Aksoy hocamız da her cum’a camimize geliyor, genelde iyi havalarda dışarıda kılıp hemen görev yerine dönüyordu.

Cemaatimden bir gence hocamızın telefonunu almasını söyledim ve telefon açarak; “Hocam bir cum’a camimizde sizin sohbet vermenizi istirham ediyorum” dedim. Hayretler içinde bana; “Ben din hocası değilim ki nasıl sohbet vereyim” dedi. Ben de “Tıp yönünden cemaatimize lazım olan bilgilerden verirseniz sevinirim” dedim. Kabul etti ve bana, bir cum’a hayatımda ilk defa bir camide cemaate hitap etme fırsatını verdiğim için teşekkür etti. Sağlıklı bir Müslümanın nasıl olması gerektiğini güzel bir şekilde anlattı ve şöyle bir anekdotunu bizlerle paylaştı.

Bir yakınının elinde benim gibi siğiller varmış. Bu kişiden kan örneği almış ve bildiği duaları o siğillere okumuş ve tekrar bir kan örneği alarak laboratuvarda neticesini aldığında, önce aldığı kan örneğinde olmayan bir virüs duayı okuduktan sonra çıkıp siğilleri oluşturan virüsleri yenerek hepsini yok etmiş. Kendi bizzat bunu her platformda açıklamaya hazırım dedi. “Kur’an şifadır” diye de ekledi. Allah razı olsun kıymetli hocam.

Babaannemin ramazan karşılaması ve birde uğurlaması vardı. Ramazanın son iftar akşamı eline bir tuz alır göz yaşları ile köyün dışına kadar bir misafir uğurlar gibi gider, iftarını o tuzla yapar, “seneye yine bekleriz inşallah, biz senden memnunuz sende bizden memnun ol, gittiğin yerlere bizden selam götür” der ve eve dönerdi.

Bizim köyde bayramlarda olan bir anımı daha paylaşıp bu konuyu bitirmek istiyorum.

Arefe günü “Ziyrat” diye mezarlık ziyaret edilir, Kur’an bilenler sıra sıra oturup okurlar, dualar edilir, herkesin evinden getirdiği helvalar, lokumlar orada olanlara dağıtılır ve orta köye gelip cami önünde gruplara ayrılmış cemaat muhtarın şapkasından kur’a çeker kimin ismi çıktı ise onun evine gidilir ve hanımlar önceden hazırlıklarını yaptıkları yemekler gelenlere ikram edilir, sohbetler edilir o gün dağılınır. Ertesi gün bayram namazı kılınıp aydınlı mahallesine gidilir orada da aynı yöntemle evlere gidilir ikramlar ve sohbetler edilir. Bir ertesi gün Sökü mahallesine hep beraber gidilir ve aynı ikramlar yapılır. Çok güzel bir kadirşinaslık örneği gösterilir. Birlik ve beraberlik içinde bir Bayram böyle geçirilir. Aaah ner’de o güzelim eski bayramlar.

Allah bu birlikteliğimizi tekrar yaşamayı cümlemize nasip etsin.

Selam ve dua ile.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz